Fosil Yakıtların Sağlık Üzerindeki Tehlikeleri: Her Yıl On Binlerce Erken Ölüm

Fosil Yakıtların Sağlık Üzerindeki Tehlikeleri: Her Yıl On Binlerce Erken Ölüm

26 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan bir araştırma, Amerika Birleşik Devletleri’nde fosil yakıtların sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini detaylandırdı. Çalışma, petrol ve gaz sektörünün her yıl 91.000’den fazla erken ölüme yol açtığını ortaya koydu. Bunun yanı sıra, hava kirliliğinin yılda 10.000’den fazla erken doğum, yüz binlerce yeni astım vakası ve binin üzerinde kanser vakası ile ilişkilendirildiği ifade ediliyor.

University College London, Stockholm Çevre Enstitüsü, George Washington Üniversitesi ve Colorado Boulder Üniversitesi’ndeki bilim insanları tarafından gerçekleştirilen bu çalışmada, hava kirliliğinin ülke genelindeki dağılımı gelişmiş bilgisayar modelleri ile haritalandı. Elde edilen veriler, ulusal sağlık istatistikleri ile birleştirilerek sağlık üzerindeki etkiler tahmin edildi. Araştırmada, fosil yakıtların sadece yakılması sırasında değil; arama, sondaj, taşıma ve rafinaj gibi tüm aşamalarda çeşitli kirleticilerin salındığına dikkat çekildi. Bu süreçte atmosfere yayılan başlıca kirleticiler arasında azot dioksit (NO₂), ozon (O₃) ve ince partikül madde (PM2.5) yer alıyor. Bu maddeler, solunum yoluyla akciğerlere ulaşarak dolaşım sistemine karışabiliyor ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Tıbbi araştırmalar, bu tür kirleticilerin kalp-damar hastalıkları, solunum yolu rahatsızlıkları ve bazı kanser türleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Çalışmanın başyazarı Dr. Karn Vohra, petrol ve gaz kaynaklı hava kirliliğinin etkilerini ölçmek için sektöre özel hava kalitesi modelleri kullandıklarını belirtti. Araştırmanın çarpıcı bulgularından biri, ince partikül maddeye bağlı erken doğumların ve yetişkin ölümlerinin yaklaşık beşte birinin petrol ve gaz kaynaklı olması. Ayrıca, azot dioksit kirliliğine bağlı çocukluk çağı astım vakalarının yüzde 90’ının da bu sektördeki faaliyetlerle bağlantılı olduğu ortaya kondu.

Araştırma, sağlık risklerinin Amerika genelinde eşit dağılım göstermediğini de vurguluyor. Özellikle etnik azınlıklar ve marjinal grupların fosil yakıt faaliyetlerinden daha fazla etkilendiği gözlemlendi. Yerli Amerikalılar ve Hispanik topluluklar, arama ve taşıma süreçlerinden kaynaklanan kirliliğe daha fazla maruz kalırken; siyah ve Asyalı nüfuslar, yakıtın nihai kullanımından kaynaklanan kirleticilerden daha fazla etkileniyor. Siyah toplulukların, daha az kirletici salan ancak yerleşim yerlerine yakın olan rafinaj gibi “aşağı akış” faaliyetlerinden orantısız şekilde etkilendiği belirtiliyor. Bu durum, doğu Teksas ve “Kanser Sokağı” olarak bilinen Güney Louisiana gibi petrol üretiminin yoğun olduğu bölgelerde daha belirgin hale geliyor.

Çalışmanın yalnızca dış hava kirliliğini ele alması ve 2017 yılına ait verilere dayanması, elde edilen rakamların güncel durumu yansıtmayabileceğini düşündürüyor. Araştırmaya göre, 2017 ile 2023 arasında ABD’de petrol ve gaz üretimi %40 oranında arttı, tüketimdeki artış ise %8 olarak belirlendi. Bu da mevcut sağlık etkilerinin geçmiş yıllardan daha yüksek olabileceğini gösteriyor. Ayrıca, bu veriler sera gazı salınımı ve iklim değişikliği gibi diğer etkiler göz önüne alınmadan elde edildi.

Fosil yakıt kullanımının azaltılması gerekliliği, sadece hava kalitesi üzerinden bile bu kadar çarpıcı sonuçlar ortaya koymasıyla bir kez daha gündeme geliyor. Araştırma yazarlarından Dr. Ploy Achakulwisut, bu bulguların fosil yakıtlardan uzaklaşmanın güçlü bir gerekçesi olduğunu ifade etti. Achakulwisut, petrol ve gaz kullanımının zamanla azaltılmasının, sadece iklim kriziyle mücadele açısından değil, kısa vadede halk sağlığı açısından da önemli faydalar sağlayabileceğini vurguladı. Her yıl yüz binlerce çocuğun ve yetişkinin sağlık riskleriyle karşı karşıya kalmasının önüne geçmek için acil adımlar atılması gerektiği görüşünü dile getirdi.